Yeniden Gürcistan

18 Haziran 2016 Saat:09:00

akhaltsikhe

İklim yaz, tur süresi kısa ve az buçuk bildiğim yollar olunca çok fazla hazırlık yapmadan ofisten çıkar çıkmaz Gaziantep’ten Ardahan’a giden otobüse bindim. Bisikletim otobüsün bagajında. Otobüs, ben ve kalan diğer yolcuyla birlikte Ardahan’a varmak üzere. Eski iddialı, büyük riskler alarak yaptığım turların aksine bu sefer sadece geçen seneden kalan on günlük iznimi değerlendiriyorum.

IMG_0111 (2)

Gürcistan gibi yemeklerini ve doğasını sevdiğim, emniyetli, ucuz ve zararsız insanların olduğu bir rota tercih ettim bu sefer. Özlediğim yolların, pedal çevirmenin ve yeni şeyler keşfetmenin tadını çıkarmaya bakacağım. Hele fazladan bir iki kiloda verebilirsem değmeyin keyfime.

Ardahan’a iner inmez Hamşioğlu Rasim Bey Konağı çıktı karşıma. Milli Şuralarda kongre binası olarak kullanılmış. Burada hangi şartlarda çalıştılar bilmem ama çok güzel bir ofis binası.

ardahan

21 Haziran 2016 Saat 01:00

Bugün 140 km pedal çevirdikten sonra nasıl mı hissediyorum? Yorgunum ve her yerim çok fena ağrıyor hele de bacaklarım. Ağrılarım uzun süredir bu kadar pedal çevirmekten değil yolun ortasında duran yetişkin bir Gürcüyle yaptığımız şiddetli bir çarpışmadan kaynaklı maalesef. Umarım benden daha çok ağrısı yoktur dikkatsiz Gürcünün. Benimde hatam yok değil. Kendimi ne kadar aptal hissettim anlatamam. Sanki sihirli bir el bizi tutup yolun ortasında çarpıştırdı. İlk gün yaptığım kaza sonraki günler daha dikkatli sürmeme sebep oldu. Gürcü dili çok problem oldu. Tek kelime anlamıyorum. Gamarjoba, Gürcüce merhaba. Tek öğrendiğim bu.

gamarjoba

Tek kelime bile anlamadınız birinin evinde kahvaltı yapmak çok zorladı. Allah’tan peynir, yumurta ve ev yapımı kiraz reçeli dil sıkıntısını unutturdu.

kunch

GORİ:

Gori’de bir otel bulunca sevinsem de fiyat beklentimden yüksek olunca daha ucuz bir otel bulup bulamayacağımı sordum. Bisikletle yolculuk ettiğinizi görünce yardımcı oluyor resepsiyondakiler. Önce daha ucuz bir oteli tarif etti resepsiyondaki kadın, otelden çıkarken de yandaki hostelde kalıp kalamayacağımı sordu. Tamam dedim.

dinner

Otelin yanındaki hostel olduğuna dair hiçbir işaret olamayan bir eve davet edildim. Doğal olarak benden başka kalan yok. On adet yatak vardı. İstediğimde yatabilirdim. İçine bir müzisyenin sığabileceği ve keman gibi küçük bir çalgıyı çalabileceği büyüklükte bir radyonun olduğu tel kişilik odayı tercih ettim.  Nasıl olsa odalarda kapı yok ve hepsi birbirine bağlantılıydı.

radio

Ev sahibiyle muhabbet ettik. Muhabbet muhabbeti açtı. Muhabbetin dili karışıktı bazen Azeri Türkçesi bazen İngilizce bir de adam arada birkaç kelimesini anladığım Rusçaya bağlıyordu. Oğlan Almanya’da kız Ukrayna’daymış. Boşanmış ama burada bir iki defa gelip Rusça merhaba diyen yaşlı hanımın nesi olduğunu anlamadım.  Putin’in sol kulağını çınlattık biraz. Gori’iyi de bombalamış Rus uçakları. Uçağı, gemisi, tankı ve topu olmayınca sadece piyade askerlerine kalmış ülkeyi savunmak.

tren

Yemeklerini paylaştı ve bahçeden getirdiği kirazları ikram etti. Yemekten sonra banyoyu ve tuvaleti nasıl kullanacağımı anlattı ve koca ev bana bıraktı. Paşasın dedi. Emir ersiz paşamı olurmuş, kaldım koca evde yapa yalnız bir başıma. Gün boyu bisiklet sürmenin verdiği yorgunluk ve sonradan sonraya depreşen kaza yaralarıyla beraber deliksiz bir uykuydu beklediğim. Üstümü bile değiştirmedim, banyoyu sabaha bıraktım sadece dişlerimi fırçaladım.  Yatağa uzandım.

Otelde kalmayıp burayı tercih etmiş olmam ne büyük bir şanstı. Muhabbetle gelen Gürcü tarihi ve akşam yemeği bedavaya gelmişti. Sporda muhabbetin bir parçasıydı. Futbol, rugby ve judodan konuştuk. Gürcüler futbolda iyi olmamalarına rağmen rugbyde dünya şampiyonlukları varmış. Gori dünyanın en büyük judo şampiyonlarını yetiştirmiş. Eski judo şampiyonları bir iki sokak ötede oturuyorlarmış.

bed

Asıl sürpriz doksan dakika uyuyup uyandıktan sonra geldi. Bedava korku. Sabaha kadar karabasanlar. Bedava. Gün ışığıyla biteceğini bildiğim karabasanlar. Saat 01:00. Saat 01:15. Saat 01:20. Saat 01:35. Saat: 02:00…

breakfast

Sabah kahvaltı harikaydı patatesli çörekli, ballı kaymaklı bir kahvaltıydı. Adamın gece odama geldiğini gördüm, bağırdım sesim çıkmadı. Şimdi adama gece odama gelip gelmediğini sorsam ayıp olacak. Muhtemelen karabasandı. Emin değilim. Olsun gün ışıdı ya. Seslerin çoğu yakınlardan geçen trenlerin sesiymiş. Ondan eminim en azından.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

Bir Turun Ardından

gün 2 (800x601)

Daha cesur, daha güçlü ve daha çağdaş bireyler yetiştirmek için önce bizlerin cesurca adımlar atmamız gerektiğini biliyordum. “Dünyada iyi insanların kötü insanlardan daha fazla olduğuna”  olan inancımla hayal bile edilemeyecek yerlerde bisiklet sürdüm ve insanların ekmeklerini paylaşıp onları gerçekten tanıdım. Gerçekten tanıdım diyorum çünkü uçakta Business Class da seyahat ederek insanları tanıyamazsınız. Bu arada elbette Hindistan’da insanların ekmeklerini paylaşmak, Pakistan’da bisiklet sürmek konusunda istisnalar oldu.

gun1 1 (800x626)

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğinin (TEMAD) değerli mensupları, hala görevde olan meslektaşlarım, çok kıymetli aileleri ve bisiklet gönüllüsü birkaç arkadaşımın görkemli uğurlamalarıyla Ankara’dan başladığım bisiklet turumu Pakistan Çin sınırında bitirdim. Marmara Bölgesi’nden Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, Türkiye’nin birçok yerinde çok keyifli bisiklet turlar yaptıktan sonra, başka ülkelerde de bisiklet sürmek, Ulu Önder Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” mesajını taşıyarak dünya barışına katkıda bulunmak istedim. Asya Turu aynı zamanda askeri yaşamdan sivil yaşama doğru içsel bir yolculuk oldu.

zahedan (800x598)

En çok yalnızlığımdan endişe etti dostlarım. Haklıydılar çünkü yalnız başına bir bisikletçi korunmasızdır. Fakat bunun bile birçok yararı vardır. Özellikle Müslümanlar için yolda korunmasız birine yardım etmek modern hayatın bize unutturduğu büyük bir sevaptır. Çoğu zaman inançlı insanlar kim olduğuma, nereden gelip nereye gittiğime bakmadan sadece Allah’ın buyruğunu yerine getirmek ve rızasını kazanmak için namaz kılar gibi, oruç tutar gibi bana yardım ettiler. Kadınlar erkek olduğuma aldırmadı, gençler babaları yaşında olduğuma aldırmadı, tanıştığım herkes beni yakın akrabaları gibi gördü. Korunmasız olduğumdan yalan söylemediler, kaçakçı kaçakçı olduğunu, hırsız hırsız olduğunu söyledi. İranlılar mollalar için, Pakistanlılar ve Hindistanlılar yöneticileri için hiç bir resmi ağızdan duyamayacağım şeyleri rahat rahat anlattılar.

HPIM292837

Tur başlangıcında ve tur boyunca özellikle yakın çevremden çok fazla olumsuz tepkiler aldım. Alışık olmadıkları şeyler görüyorlardı. Yaptıkları her işi şu ne der, bu ne der kaygısıyla yapan insanlardı. Rıza göstermediler. Ben daha bu turun başında şunu öğrendim “başkalarının göstereceği rızaya değil, yaptığınız işe odaklanmanız gerekiyor”.

D

Aslında araba sürmenin doğasında olmadığı gibi bisiklet sürmenin doğasında da tehlike yoktur. Buna rağmen turu iki kaza ile bitirdim. Birincisi İran’da, otoyolda bir otomobil arkadan çarptı; kolumdan ve bacağımdan yaralandım; maalesef bu kazanın otomobil sürücüsünden kaynaklanması hiç bir şeyi değiştirmedi, olan bana oldu. Yerinde ilk yardım malzemesi ile yardım yapıldı; Arka ve ön heybeler, mont, ayakkabı, eldiven, saat ve tayt zarar gördü. İkincisi ise Hindistan’da bir yayaya çarptım. Bu da benim hatamdı, Allah’tan adamın refleksleri o kadar iyiydi ki bisikleti tutarak benim ona çarpmamı ve benim yere düşmemi önledi.

DCIM101MEDIA

Pakistan ve Hindistan’daki sefaleti gördükten sonra harika bir ülkede yaşadığımın farkına vardım. Şimdi içten, canı gönülden inanarak söylüyorum ki “Türkiye cennet”. Tabii ki dizilerde gördüğümüz kadar da değil. Türkiye dışarıdan bir başka güzel gözüküyor. Ama İranlı ya da Pakistanlı bunu bilmiyor, hepimizi Boğaz manzaralı villalarda oturuyor, Ferrari sürüyor, çocuklarımızı okula özel şoförleriyle gönderiyoruz zannediyorlar. Olsun bizde yıllarca Amerikalıları Amerikan filmlerinden dolayı öyle zannetmedik mi?

gün1 1 (800x571)

Yollarda gördüğüm araçlardan da bahsedeceğim. Pakistanlılar ve Hindistanlılar araçlarını süslemek için gerçektende çok fazla uğraşıyorlar. Türkiye’de bir işyerinde makyajsız bir kadın görmek ne kadar mümkünse, Pakistan yollarında da süssüz bir kamyon görmek o kadar mümkün. Bazen arabaların süsleri işlerliklerinden öne geçiyor. Sanki yük ya da yolcu taşımak için değil de garaja park edilip seyredilmek için tasarlanmışlar hissi veriyor.

DCIM101MEDIA

Tur boyunca en çok karşılaştığım sorulardan bir tanesi “gün boyu tek başına bisiklet sürmek zor olmuyor mu?” sorusu oldu. Tıpkı iğne olan çocukların hemşirelere cevabını bile bile sordukları “iğne acıtacak mı?” sorusuna benziyor bu soru. Cevabı aslında “evet acıyacak” olmasına rağmen hemşireler “acıtmayacak, canın yanmayacak, hiç bir şey hissetmeyeceksin” gibi cevaplar verirler. İşte benim “zor oldu mu?” sorusuna verdiğim cevapta aynen buna benziyor. Çok kolay bir tur oldu, hiç bir şey hissetmedim.

huseyin (800x550)

Çok sorulan bir diğer soru da, (her şeyi para ile ölçmeye o kadar alışmışız) böylesi bir turun parasal değeriydi. Nereden ne kadar para kazanıyorum? Neye ne kadar para harcıyorum?

Öncelikle günde 80 ile 100 kilometre arasında pedal çevirmenin hiçbir parasal değeri yok. Şehirlerarası yollarda bisiklet ile seyahat ederken heyelan sebebiyle yola düşen kaya parçalarını yoldan kaldırmanın, arabaların çarpıp öylece bıraktığı köpekleri sürükleyip yoldan dışarı çıkarmanın, kamyonlardan düşen malzemeleri toplayıp yol dışına atmanın da parasal bir değeri yok. Aracı bozulmuş birine geçmiş olsun demenin, yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormanın parasal değeri yok. Blog yazmanın, çektiğiniz fotoğrafları sosyal paylaşım ağlarında paylaşmanın parasal değeri yok.

Bir sosyal paylaşım ağından yada bir forum sitesinden sizi davet eden birinin evinde kalmanın, yatağında yatmanın, banyosunu kullanmanın, pijamasını giymenin, çamaşırlarınızı yıkamalarının, çay, meyve, bisküvi, lokum vb… ikramlarının parasal bir değeri olmadığı gibi bisikletinizi beşinci yada üçüncü kata çıkarmalarının da hiç bir parasal değeri yok. Petrol istasyonların kurduğunuz çadır yerinin, tuvaletin, çayın, kablosuz internetin (nadiren oluyor), evde hazırlanıp gelen yemeğin (nadiren oluyor), hiç bir parasal değeri yok.

Uncategorized içinde yayınlandı | 7 Yorum

ANKARA

Besham’daki turist Oteli’nin müdürü Çin sınırındaki arkadaşlarını defalarca aradıktan ve her birinden aynı cevabı aldıktan sonra yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Afganistan’dan başka Çin’e karayolu yoktu. Üstelik Pakistan ve İran’da bana Afganistan’da bisiklet süremeyeceğimi öğretmişti.

DSCN0447 (721x800)

Döndüm ve Ankara’dayım. Facebook’tan olanları paylaştım, tur sonunda küçük bir video klip yapıp Youtube’tan paylaştım http://www.youtube.com/watch?v=8UYzasR7AqE. Benim ile ilgili Gazete ve dergilerde çıkan haberlerini paylaştım http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1116721&CategoryID=77  http://issuu.com/arkeogezi/docs/belge-2. Nedense ben Blogumu yazmayı Karakurum yolunda turu bıraktığım gibi öylece bıraktım. Ya başım öne eğildiğinden ya da Blogum tur ile özdeşleştiğinden yazmadım, yazamadım.

Neredeyse üç ay süren yorucu turun ardından bir hafta Gaziantep’te anne ve babamın yanında dinlendim. Gönüllerini almadan başladığım turun bitiminde gönüllerini aldım, yeniden ellerini öptüm.

Öne eğilen başımı kaldırdım, alınacak dersleri alım. Çin, Kafkasya ve Rusya şimdilik beklesin, ben gene Blog’umu yazmayı sürdüreceğim hem de dünyanın en güzel ülkesinden Türkiye’den.

Asya Turuna çıkıyorum dediğimde birçok insan sırtını döndü, ben durmadım devam ettim. Şimdi de turu bitiremediğim için birçok insanın bana sırtını döneceğini bile bile yazamaya devam edeceğim. Galiba ne yaparsanız yapın uzak yada yakın, kan bağı olsun ya da olmasın birileri size sırtını dönüyor. Olsun biz sırtını dönenlere değil de bizi kucaklayanlara bakalım.

Uncategorized içinde yayınlandı | 9 Yorum

Tur Bisikletçiliği

Tur Bisikletçiliği

Henüz deneyimli bir tur bisikletçisi olmasam da – en azından Asya Turu’ndan dönünceye kadar – Güneydoğu, Akdeniz, Trakya ve İç Anadolu bölgelerinde yaptığım turların fotoğraflarını gören ve tura çıkmak için can atan arkadaşlar tavsiyelerde bulunmamı istiyorlar. Henüz bisiklet turları ile ilgili yazan yazarlarımız ve dilimize çevrilen yabancı kitaplar olmayınca, az da olsa bu konuda katkıda bulunmak istedim.

Gene de emin olmak için bisiklet ile ilgili yazılmış kitaplara baktım. Nedense Türk toplumunun bisiklete olan bakışı kitaplarda da kendini gösteriyor. Modern ülkelerin tersine bizde bisiklet, toplumun tüm sağlıklı bireyleriyle değil de sadece çocuklarla özdeşleştiriliyor ve bisiklet ile ilgili çocuk öyküleri anlatılıyor. İşte birkaç örnek “Beyaz Bisiklet”, “Eski Bisiklet”, “Kırmızı Bisiklet”, “Koca Kulak’ın Bisikleti”, “Tonton ile Ponpon’un Bisiklet Gezisi”,  “Maviş Bisiklet”. Birde sadece hayali kurulan ama yapılmayan turlar ile ilgili bir kitap gördüm  “Bisiklet’le Hayal Turu”.

Şimdilik bisiklet turlarıyla ilgili en çok sorulan birkaç soruyu cevaplayıp, sorular geldikçe yazmaya devam edeceğim.

Yalnız mı bisiklet sürmeli, yoksa grup olarak mı?

Yalnız sürmenin de, grup halinde sürmenin de kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır.

Yalnız iseniz kimseye uymak zorunda değilsinizdir. İkide bir arkanıza ya da önünüze bakıp hız arttırmak ya da azaltmak zorunda kalmazsınız. Dilediğiniz anda su içmek ya da tuvalet için durursunuz. İnsanlar size kolayca yaklaşır, rahatça sohbet eder, yemeğini ya da yatağını kolayca paylaşır. Bazen de sıkılırsınız. Anlatacaklarınız içiniz de kalır. Coşkunuz içiniz de kalır. Yükünüzü ağırdır paylaşamazsınız. Ocağınızın, gazınızın, çadırınızın, bilgisayarınızın, fotoğraf makinenizin, kaleminizin, her şeyinizin olması gerekir. Ödünç alamazsınız. Ödünç veremezsiniz. Yaranızı kendiniz sararsınız. Kimsenin yarasını sarmayı düşünmezsiniz. Korkunuz daha fazladır. Sevinciniz daha az. Tek başlarına gökyüzünün en tepesinde süzülüp duran, avını arayan yırtıcı kuşlara benzer yalnız sürücüler. Özgür olan onlardır.

Grup neşelidir. Kendi kendilerine yeterler. Hele sevgili ya da eş ise birlikte pedal çevrilen nerede olursa olsun sıla özlemi çekmezler. Yöre insanına gereksinim duymazlar. Birisi yaklaşsa, soru sorsa aynı anda cevaplamaya kalkarlar ya da grubun lideri cevaplar soruları. Yöre insanıyla dilediğince konuşamazsın grup içinde, soru sormak için beklersin, kendini anlatmak için beklersin.  Nasıl olsa yanlarında arkadaşları, kardeşleri veya eşleri var diye korkusuzca hareket ederler. Sürü halinde uçan kuşlara benzerler, birbirlerini takip ederler, sürüye ayak uydurmak zorunda kalırlar.

Çadır kurulacak en iyi yer neresidir?

Şehre yakın küçük bir petrol ofisi en ideal yerdir. Güvenlik kameralarıyla sürekli izlendiğinden güvenlidir. Petrol çok pahalı bir ürün olduğundan petrol istasyonlarında çalışanlar güven duyabileceğiniz emin insanlardır. Tuvalet, su, sıcak su, bilgisayar ve telefon için şarj imkanı ve sizinle sohbet etmek isteyecek genç bir pompacı olmazsa olmazıdır petrol istasyonlarının. Eğer küçük bir petrol ofisi bulamaz iseniz bir restoranın bahçesinde, bir futbol sahasında ya da şehre yakın bir parkta çadır kurmayı deneyebilirsiniz.

Bisiklet ile günde ortalama ne kadar gidilebilir?

Uzun seyahatlerde çok büyük çoğunluk bir günde ortalama 80 ile 110 kilometre arasında pedal çevirmektedirler. Bisiklet sürülen mesafe genellikle yolun durumuna ve araziye göre günlük ortalama 64 ile 96 kilometreye kadar düşmektedir. Çakıl döşenmiş yada toprak bir yolda 55-80 kilometre bisiklet sürmek asfalt bir yolda 80-110 kilometre bisiklet sürmeye eştir. Yağmur, kar, dolu, rüzgar, nem gibi hava şartları da pedal çevirmemizi etkileyecektir.

Ne kadar aralıklarla mola verilmeli?

16 ile 24 kilometrede bir atıştırmak ve dinlenmek için mola verilmelidir. Uzun yolculuklarda haftada bir gün banyo yapmak, çamaşır yıkamak ve dinlenmek için bir otel veya pansiyonda kalınmalıdır.

Bisikletimi ne kadar yüklemeliyim?

Bisikletinizi mümkün olduğunca az yüklemeye çalışın. Bir bisiklet ortalama 15 kilogram yüklenir. Uyku tulumunuz, çadırınız, metiniz ve vücudunuzun ağırlığı da arka teker üzerinde olacağından yükünüzün %60’ını ön heybelere, %40’ını arka heybelere koyun.

Bisikletçi Oldum

TSE, ISO, CE gibi kurumlar, üniversiteler, okullar ve federasyonlar neyin ne olduğuna, kimin kim olduğuna karar verirler. Ama her zaman böyle olmuyor. Bazen başınızı okşayan, yada omzunuza dokunan bir el, onaylayan bir bakış, destekleyen bir söz, küçük bir işaret hatta uzaktan duyduğunuz bir küfür bile bütün bu kurumlardan, bu belgelerden daha fazla şey ifade ediyor. Asya Turu öncesi yaptığım Trakya turunda Edirne’de beni bu halimle gören yengemin beni ilk gördüğünde “Mustafa sen bisikletçi olmuşsun” demesi benim için en büyük onay oldu. Bisikletçi oldum. SGK, TSK, TSE, MSB her ne kadar kurum varsa hepsi tarafından onaylı işimi bırakıp sadece yengem tarafından onaylı ama herhangi bir belgesi olmayan bir bisikletçi oldum.

Sadece yengem dersem Edirne’de beni karşılayan EBİS başkan yardımcısı Mustafa abiye ve EBİS’in Perşembe Turunda beni misafir eden Edirneli Bisikletçilere, Babaeski’de kahvaltı ısmarlayıp çantama yolluk koyan Sevgin’e, benimle yarıştığı dönemlerin fotoğraflarını paylaşan Serdar abiye, Lüleburgazlı bisikletçileri bir arada toplayan Gökhan’a ve benimle sohbet eden genç bisikletçilere, Çorlu’dan Lüleburgaz’a benimle pedal çeviren Nurhan’a haksızlık etmiş olurum. Elimde geçerli hiçbir belge yokken bu turda bisikletçi oldum. Herkese çok teşekkür ediyorum.

Lüleburgaz’daki dostlarımdan ayrıldıkta sonra kendi kendime sordum, “Sabahtan akşama kadar birbirine sahip oldukları evleri, arabaları, tuttukları takımları, izledikleri dizileri anlatan yaşıtlarımla beraber, gözümü televizyondan ayırmadan, çay getiren eşler eşliğinde koltuğumda oturuyor olmam gerekmez miydi?”, “Ne işim vardı bu gencecik insanların arasında?”, “Kırk yaşlarında bir yetişkin değil miydim ben?”

Evet gerekirdi. Benimde akranlarım gibi gözümü televizyondan ayırmadan sahip olduğum şeyleri, tutuğum takımlar ve seyrettiğim dizileri anlatmam gerekirdi. Beceremedim. Çoğu akranlarım gibi olamadım. Kim aklın yaşta değil başta olduğunu söylemişse ağzına sağlık. Bu gençler kırk yaşına gelmiş birçok yetişkinden daha çok tecrübe edinmişler ve anlattıklarında bir yaşanmışlık var. Televizyonda, sinemada ya da bilgisayar oyununda gördüklerini değil, tecrübelerini anlatıyorlar. Yaşanmışlık olunca doğal olarak bir başka dökülüyor insanın ağzından kelimeler.

Edirneli bisikletçiler tanışınca Lüleburgaz’da kendime sorduğum soruların aslında ne kadar gülünç olduğunu gördüm. Bisikletçilik öyle bir tutku ki yedi yaşındakiyle yetmiş yaşındakini siz farkında olmadan kaynaştırıyor. Gençlerin enerjileri çoğalarak yaşlılara, yaşlıların tecrübeleride artarak gençlere geçiyor. Asya turu öncesi genç dostlarımın enerjileri enerjimi, tecrübeli dostlarımın deneyimleri deneyimlerimi arttırdı. Tekrar bütün bisiklet tutkunlarına teşekkür ediyorum.

Bir başka soru daha vardı Edirne’ye giderken kafamda. Tutkulu olmak illaki bir şeyleri bırakmayı mı gerektiriyordu? Mesleğimi, eşimi, çocuğumu bırakmadan olamaz mıydı? İllaki birinden birini seçmeli miydim? Edirne’ye yaklaştığımda cevap Fransa’dan bisikletle Van’a giden Servet ve İrlanda’dan Avustralya’ya giden Henry’den geldi. Cevap evet oldu, bazı tutkular vardır ki işi, eşi, aşı bıraktırıyormuş insana. Servet Fransız üniversitesindeki araştırmacılık işini, Henry’de bilgisayar mühendisliğini bırakmış. Servet’in bir sıkıntısı kızı sürekli telefonda küfrediyormuş, gittiği için.

 

Uncategorized içinde yayınlandı | 5 Yorum