SIRBİSTAN

Novi Sad, 17 Nisan 2017

Bazı ülkelere girerken az da olsa ön yargılarım olur. Türk olmam, İslam dinine inanmam ve bir de eski bir asker olmamdan kaynaklanan ön yargılar. Farklı insanlar tanımanın, farklı işlerde çalışmanın ve farklı yerler görmenin etkisiyle, tamamen yok olmasa da azalmış ön yargılarla girdim Sırbistan’a. Yoksa Sırpların insan kasabı olduğunu düşünürken, O ülkede nasıl bisiklet sürebilirsiniz?

 

Macaristan Sırbistan sınır kapısı şimdiye kadar geçtiğim en güç sınır kapısı oldu. Sınıra on kilometre kala konakladığım Tompa’da günlük güneşlik bir günün ardından, sabah bisikletimi karlar içinde buldum. Kar yüzünden motelde elektrik kesikti. Kahve yoktu.

Kahve içmeden başlanmış bir gün nasıl olur ki! Cebimde kalan son bozuk paraları da garson kıza bahşiş olarak verdim. Hani ağırlık yapmasın diye. Nereden bileyim o bozuk paralara ihtiyacım olacağını.

Sınır kapısında buz tutmuş bir şekilde otomobillerin arasında saatlerce bekledim. Gümrük polisleri hiç bir şey söylemiyor. Sıra ilerlemiyor. Polisin bir tanesi on bir dedi. Kendi kendime saat on birde açılacak kapı herhalde deyip,  en yakın kafeteryaya girdim. Elektrik yok, dolayısıyla kahve gene yok. Sıkıştım. Tuvalete gidiyorum. İlk kez bozuk parayla çalışan bir tuvalet görüyorum. Bozuk parayı atınca tuvaletin kapısı açılıyor. Ben bozukların hepsini garson kıza verdim ya ağırlık olmasın diye. İtiraf edeyim kız o kadar güzel olmasa o bozuklukları taşırdım. Filmlerdeki gibi çıkan birinden sonra kapıyı tutmaya çekiniyorum. Çaresiz tutuyorum. Kimseye sıkıştım tuvalete gireceğim bana bozuk para verir misiniz diyemedim. İstesem de diyemezdim. O kadar Macarcam yoktu zaten.

 

Kafeterya sadece askerlerin kullandığı büyük bir markete aitti. Askeri servisler geliyor, askerler alışveriş yapıp gidiyor. Acaba Romanya üzerinden mi gitsem diyorum. Ne olduğunu anlamış değilim hala. Yeniden sıraya geçip bekliyorum. Sıra aynı sıra. Neyse ki bu sefer işi çözüyorum. Meğer olay tamamen elektrik kesintisiyle ilgiliymiş.  Yeniden kafeteryaya rahatlamış bir şekilde dönüyorum. Elektrik gelince her şey düzelecek.

 

Öylede oluyor. Kafeteryanın ışıkları teker teker yanıyor. Kasalar, kahve makineleri çalışmaya başlıyor. Hemen otomobiller arasındaki yerimi alıyorum, otomobil sürücülerinde bir tanesi bisikletle sıra beklemememi işaret edince hiç durmuyor en öne geçip pasaportuma Macaristan’dan çıkış damgasını vurduruyorum, soğuktan titreyerek.

Tarihten gelen ön yargıları yok etme zamanı. Bir kere yola düştüyseniz, Sırp Katliamı aklınızda kalabilir ama etrafınıza bakmanız, onların gözünden dünyayı görmeniz gerekir.

Novi Sad yakınlarında bir motelde kalıyorum Sırbistan’daki ilk günümde. On beş Euro ödememe rağmen beş yıldızlı otellerden daha iyi karşılanıyorum motelde. Motel sahibiyle sohbet ediyoruz.

Tıpkı birçok Suriyeli arkadaşımın savaş başlamadan evvel, Suriye’de nasıl rahat ve mutlu bir şekilde yaşadıkları anlattıkları gibi, Sırplı motel sahibi de savaş başlamadan evvel Yugoslavya’da barış içinde rahat ve mutlu yaşadıklarından, Yugoslavya’nın nasıl büyük bir ülke olduğundan bahsediyor. Bu hikayeyi Irak’ta da duydum. Şaşılacak şey ama insanlar aynı şekilde savaş başlamadan, Saddam zamanında nasıl rahat ve mutlu bir şekilde yaşadıklarını anlatıyordu.

Irak’ı ve Suriye’yi şu anda kimler bombalıyor? Bilemiyorum. Ama Sırplı otel sahibim suçun tamamını Amerika’ya yıkıyor. Sırbistan’ın her tarafı Amerika ve NATO bombardımanında ölmüş insanların fotoğrafıyla dolu.

Hadi hep beraber Sırplılara olan önyargımızı yenelim. Sırpların Boşnaklara yaptıklarını, Suriyeliler Suriyelilere yapmadı mı? Iraklılar Iraklılara yapmadı mı? Maalesef eski bir asker olarak geçmiş de, savaş zamanda insanların nasıl değiştiğine birçok kez şahit oldum.

 

Savaş zamanında insanların ne yaptığını unutup, savaşı engellemeye bakalım. Savaş çıktıktan sonra çok geç oluyor çünkü. Savaş Sırplısını da, Iraklısını da, Suriyelisini de canavara çeviriyor. Savaş bizleri de canavara çevirmeden, Savaştan korunmanın yollarına bakalım.

Reklamlar
Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

MACARİSTAN

 

Budapeşte, 14 Nisan 2017

macaristan bisiklet

Yaşadığım bütün şehirlerin aksine Budapeşte bisiklet sür diyor. Yukarıdan bakmıyor bisikletlilere. Yediden yetmişe herkes bisiklet sürüyor. Trafik adeta bisikletliler için tasarlanmış.

Nedense karşılaştırma yaparken, aklıma en son gelmesi gereken Türkiye’de böhler ilk başta geldi. Böhler mi? Tofaş, Şahin’e dolmuş, hayatı tespih yapmış sallayan bir sürü genç, sizi otoyolda yalnız gördüklerinde aralarında ne konuşurlar bilmiyorum.

Macaristan 5

Ama sizin bir sonraki şehirde hayatınızın en güzel gününü yaşamayı düşündüğünüze iddiaya girebilirim. İşte tam o sırada gelir böhler. Böh! Sendeler düşecek gibi olursunuz. O delikanlılar güler yollarına devam ederler. Ne zevk alırlar bilmem böh diyip sizi korkutmaktan. Bunun cevabını bilen varsa yazsın lütfen. Erkekseniz şanslısınızdır. Böhlerin daha kötüsü var. Kıçınıza şaplağı yersiniz. Gaziantep’te bisiklet sürmeye çalışan bayan arkadaşlarımdan biliyorum.

Macaristan 3

Budapeşte’nin güzelliği fazla geldi galiba çünkü sürekli geriye dönüşler yapıyor beynim. Mesela Gaziantep ve Şanlıurfa trafiği geliyor aklıma. Elleri üç beş kuruş para gördü diye krediyle araba alıp yola çıkan kadınlarla dolu. Hayatta kendilerini ispat edebilecekleri başka yerler kalmadığından mıdır bilmiyorum zavallı kadınlar trafikte kendilerini ispat etmeye uğraşıyorlar.

Macaristan 4

“Araba kullanıyorum”, “Modernleştim”  diyecekler ya. Keşke dedikleri gibi olsa ama ne gezer. Çoğu, çocuğunu okula bıraktıktan sonra balkonunda biber kurutacak, patlıcan oyacak yada altın gününe gidip mercimek köftesinin, yuvarlamanın tarifini anlatacaklar birbirlerine. Ve hep üçüncü kişilerden konuşacaklar. Gerçekten olacak gibi ay benim oğlum başbakan olmak istiyor, benimki astronot olmak istiyor diye çocuklarını övecekler birbirlerine.

macaristan bisiklet 1

İnsan moderni görmeyince ilkelin modern olduğunu sanıyor. Modernlik otomobil kullanmak mı? Modernlik bu olsaydı Irak’takilerin daha modern olması gerekmez miydi? Adamlar rüyalarımızda göremediğimiz araçları kullanıyorlar. Buna rağmen emniyetsizce Hummer Jeep’in sunroof’undan çocuklarını sarkıtıyor, kucaklarında çocuklarıyla Ford Mustang kullanıyorlar.

Macaristan 8

Araba kullanmanın modernlik olduğunu sanan bu kandınlar altın günü dönüşü yada çocuklarını okuldan almaya gittiklerinde gene trafiği aksatacak ve dünyayı kirletecekler.

Macaristan 7

İşine gücüne arabasıyla giden o kadar insan varken niye bu kadınlara taktığımı hiç sormayın… Otomobilinin koltuğunda işinde gücünde insanların trafikteki yukarıdan bakmalarına alıştım belki. İşinde gücünde adamlar deyip alttan alıyorum ama bu kadınlar. Yok, onlara dayanamıyorum.

macaristan 2

Eskiden yolda sıcağı sıcağına yazmaya dikkat ediyordum ama yaşlandığım dan mıdır nedir, şimdilerde turdan sonra yazmaya başladım. Yetiştiremedim. Hem pedal sürüm hem de yazmak zor geliyor artık.

Macaristan 9

Böylesi zor oluyor. Üstelik hafızamda iyi değil. Allahtan yolda kaydettiğim videolar ve fotoğraflar imdadıma yetişiyorlar böyle durumlarda.

Madem bu sefer ki yazım olumsuzluklarla dolu oldu. Şimdiye kadar hiç duymadığım bisiklet sürmenin zorluklarından da bahsedeyim bari. Bunu sıcağı sıcağına hissetmiyorsunuz. Ancak tur dönüşü ağrılara dayanamayıp genel cerraha gittiğinizde, cerrah arkanızı kontrol ederken anlıyorsunuz. Ne mi? Hemoroit ve arkada çatlaklar.

Macaristan 10

Tura çıkacak arkadaşlara da ben yandım onlar yanmasın diye birkaç tavsiyede bulunmak zorunda hissediyorum kendimi.

Macaristan 12

  1. Selelerinizi iyi seçin.
  2. Sıcak soğuk demeden bolca su tüketin.
  3. Meyve sebze yemeyi ihmal etmeyin.
  4. Dört- beş günde mutlaka bir mola verip seleye gelen yeriniz dinlendirin.

Mutlu bir aile gördüğümde hissettiğim yalnızlığım gibi, cennetimsi Budapeşte’de bisiklet sürerken Türkiye’de bisiklet sürmenin çirkinlikleri gözümün önüne geldi.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Turun Ardından

gün 2 (800x601)

Daha cesur, daha güçlü ve daha çağdaş bireyler yetiştirmek için önce bizlerin cesurca adımlar atmamız gerektiğini biliyordum. “Dünyada iyi insanların kötü insanlardan daha fazla olduğuna”  olan inancımla hayal bile edilemeyecek yerlerde bisiklet sürdüm ve insanların ekmeklerini paylaşıp onları gerçekten tanıdım. Gerçekten tanıdım diyorum çünkü uçakta Business Class da seyahat ederek insanları tanıyamazsınız. Bu arada elbette Hindistan’da insanların ekmeklerini paylaşmak, Pakistan’da bisiklet sürmek konusunda istisnalar oldu.

gun1 1 (800x626)

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğinin (TEMAD) değerli mensupları, hala görevde olan meslektaşlarım, çok kıymetli aileleri ve bisiklet gönüllüsü birkaç arkadaşımın görkemli uğurlamalarıyla Ankara’dan başladığım bisiklet turumu Pakistan Çin sınırında bitirdim. Marmara Bölgesi’nden Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, Türkiye’nin birçok yerinde çok keyifli bisiklet turlar yaptıktan sonra, başka ülkelerde de bisiklet sürmek, Ulu Önder Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” mesajını taşıyarak dünya barışına katkıda bulunmak istedim. Asya Turu aynı zamanda askeri yaşamdan sivil yaşama doğru içsel bir yolculuk oldu.

zahedan (800x598)

En çok yalnızlığımdan endişe etti dostlarım. Haklıydılar çünkü yalnız başına bir bisikletçi korunmasızdır. Fakat bunun bile birçok yararı vardır. Özellikle Müslümanlar için yolda korunmasız birine yardım etmek modern hayatın bize unutturduğu büyük bir sevaptır. Çoğu zaman inançlı insanlar kim olduğuma, nereden gelip nereye gittiğime bakmadan sadece Allah’ın buyruğunu yerine getirmek ve rızasını kazanmak için namaz kılar gibi, oruç tutar gibi bana yardım ettiler. Kadınlar erkek olduğuma aldırmadı, gençler babaları yaşında olduğuma aldırmadı, tanıştığım herkes beni yakın akrabaları gibi gördü. Korunmasız olduğumdan yalan söylemediler, kaçakçı kaçakçı olduğunu, hırsız hırsız olduğunu söyledi. İranlılar mollalar için, Pakistanlılar ve Hindistanlılar yöneticileri için hiç bir resmi ağızdan duyamayacağım şeyleri rahat rahat anlattılar.

HPIM292837

Tur başlangıcında ve tur boyunca özellikle yakın çevremden çok fazla olumsuz tepkiler aldım. Alışık olmadıkları şeyler görüyorlardı. Yaptıkları her işi şu ne der, bu ne der kaygısıyla yapan insanlardı. Rıza göstermediler. Ben daha bu turun başında şunu öğrendim “başkalarının göstereceği rızaya değil, yaptığınız işe odaklanmanız gerekiyor”.

D

Aslında araba sürmenin doğasında olmadığı gibi bisiklet sürmenin doğasında da tehlike yoktur. Buna rağmen turu iki kaza ile bitirdim. Birincisi İran’da, otoyolda bir otomobil arkadan çarptı; kolumdan ve bacağımdan yaralandım; maalesef bu kazanın otomobil sürücüsünden kaynaklanması hiç bir şeyi değiştirmedi, olan bana oldu. Yerinde ilk yardım malzemesi ile yardım yapıldı; Arka ve ön heybeler, mont, ayakkabı, eldiven, saat ve tayt zarar gördü. İkincisi ise Hindistan’da bir yayaya çarptım. Bu da benim hatamdı, Allah’tan adamın refleksleri o kadar iyiydi ki bisikleti tutarak benim ona çarpmamı ve benim yere düşmemi önledi.

DCIM101MEDIA

Pakistan ve Hindistan’daki sefaleti gördükten sonra harika bir ülkede yaşadığımın farkına vardım. Şimdi içten, canı gönülden inanarak söylüyorum ki “Türkiye cennet”. Tabii ki dizilerde gördüğümüz kadar da değil. Türkiye dışarıdan bir başka güzel gözüküyor. Ama İranlı ya da Pakistanlı bunu bilmiyor, hepimizi Boğaz manzaralı villalarda oturuyor, Ferrari sürüyor, çocuklarımızı okula özel şoförleriyle gönderiyoruz zannediyorlar. Olsun bizde yıllarca Amerikalıları Amerikan filmlerinden dolayı öyle zannetmedik mi?

gün1 1 (800x571)

Yollarda gördüğüm araçlardan da bahsedeceğim. Pakistanlılar ve Hindistanlılar araçlarını süslemek için gerçektende çok fazla uğraşıyorlar. Türkiye’de bir işyerinde makyajsız bir kadın görmek ne kadar mümkünse, Pakistan yollarında da süssüz bir kamyon görmek o kadar mümkün. Bazen arabaların süsleri işlerliklerinden öne geçiyor. Sanki yük ya da yolcu taşımak için değil de garaja park edilip seyredilmek için tasarlanmışlar hissi veriyor.

DCIM101MEDIA

Tur boyunca en çok karşılaştığım sorulardan bir tanesi “gün boyu tek başına bisiklet sürmek zor olmuyor mu?” sorusu oldu. Tıpkı iğne olan çocukların hemşirelere cevabını bile bile sordukları “iğne acıtacak mı?” sorusuna benziyor bu soru. Cevabı aslında “evet acıyacak” olmasına rağmen hemşireler “acıtmayacak, canın yanmayacak, hiç bir şey hissetmeyeceksin” gibi cevaplar verirler. İşte benim “zor oldu mu?” sorusuna verdiğim cevapta aynen buna benziyor. Çok kolay bir tur oldu, hiç bir şey hissetmedim.

huseyin (800x550)

Çok sorulan bir diğer soru da, (her şeyi para ile ölçmeye o kadar alışmışız) böylesi bir turun parasal değeriydi. Nereden ne kadar para kazanıyorum? Neye ne kadar para harcıyorum?

Öncelikle günde 80 ile 100 kilometre arasında pedal çevirmenin hiçbir parasal değeri yok. Şehirlerarası yollarda bisiklet ile seyahat ederken heyelan sebebiyle yola düşen kaya parçalarını yoldan kaldırmanın, arabaların çarpıp öylece bıraktığı köpekleri sürükleyip yoldan dışarı çıkarmanın, kamyonlardan düşen malzemeleri toplayıp yol dışına atmanın da parasal bir değeri yok. Aracı bozulmuş birine geçmiş olsun demenin, yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormanın parasal değeri yok. Blog yazmanın, çektiğiniz fotoğrafları sosyal paylaşım ağlarında paylaşmanın parasal değeri yok.

Bir sosyal paylaşım ağından yada bir forum sitesinden sizi davet eden birinin evinde kalmanın, yatağında yatmanın, banyosunu kullanmanın, pijamasını giymenin, çamaşırlarınızı yıkamalarının, çay, meyve, bisküvi, lokum vb… ikramlarının parasal bir değeri olmadığı gibi bisikletinizi beşinci yada üçüncü kata çıkarmalarının da hiç bir parasal değeri yok. Petrol istasyonların kurduğunuz çadır yerinin, tuvaletin, çayın, kablosuz internetin (nadiren oluyor), evde hazırlanıp gelen yemeğin (nadiren oluyor), hiç bir parasal değeri yok.

Uncategorized içinde yayınlandı | 7 Yorum

ANKARA

Besham’daki turist Oteli’nin müdürü Çin sınırındaki arkadaşlarını defalarca aradıktan ve her birinden aynı cevabı aldıktan sonra yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Afganistan’dan başka Çin’e karayolu yoktu. Üstelik Pakistan ve İran’da bana Afganistan’da bisiklet süremeyeceğimi öğretmişti.

DSCN0447 (721x800)

Döndüm ve Ankara’dayım. Facebook’tan olanları paylaştım, tur sonunda küçük bir video klip yapıp Youtube’tan paylaştım http://www.youtube.com/watch?v=8UYzasR7AqE. Benim ile ilgili Gazete ve dergilerde çıkan haberlerini paylaştım http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1116721&CategoryID=77  http://issuu.com/arkeogezi/docs/belge-2. Nedense ben Blogumu yazmayı Karakurum yolunda turu bıraktığım gibi öylece bıraktım. Ya başım öne eğildiğinden ya da Blogum tur ile özdeşleştiğinden yazmadım, yazamadım.

Neredeyse üç ay süren yorucu turun ardından bir hafta Gaziantep’te anne ve babamın yanında dinlendim. Gönüllerini almadan başladığım turun bitiminde gönüllerini aldım, yeniden ellerini öptüm.

Öne eğilen başımı kaldırdım, alınacak dersleri alım. Çin, Kafkasya ve Rusya şimdilik beklesin, ben gene Blog’umu yazmayı sürdüreceğim hem de dünyanın en güzel ülkesinden Türkiye’den.

Asya Turuna çıkıyorum dediğimde birçok insan sırtını döndü, ben durmadım devam ettim. Şimdi de turu bitiremediğim için birçok insanın bana sırtını döneceğini bile bile yazamaya devam edeceğim. Galiba ne yaparsanız yapın uzak yada yakın, kan bağı olsun ya da olmasın birileri size sırtını dönüyor. Olsun biz sırtını dönenlere değil de bizi kucaklayanlara bakalım.

Uncategorized içinde yayınlandı | 9 Yorum

Tur Bisikletçiliği

Tur Bisikletçiliği

Henüz deneyimli bir tur bisikletçisi olmasam da – en azından Asya Turu’ndan dönünceye kadar – Güneydoğu, Akdeniz, Trakya ve İç Anadolu bölgelerinde yaptığım turların fotoğraflarını gören ve tura çıkmak için can atan arkadaşlar tavsiyelerde bulunmamı istiyorlar. Henüz bisiklet turları ile ilgili yazan yazarlarımız ve dilimize çevrilen yabancı kitaplar olmayınca, az da olsa bu konuda katkıda bulunmak istedim.

Gene de emin olmak için bisiklet ile ilgili yazılmış kitaplara baktım. Nedense Türk toplumunun bisiklete olan bakışı kitaplarda da kendini gösteriyor. Modern ülkelerin tersine bizde bisiklet, toplumun tüm sağlıklı bireyleriyle değil de sadece çocuklarla özdeşleştiriliyor ve bisiklet ile ilgili çocuk öyküleri anlatılıyor. İşte birkaç örnek “Beyaz Bisiklet”, “Eski Bisiklet”, “Kırmızı Bisiklet”, “Koca Kulak’ın Bisikleti”, “Tonton ile Ponpon’un Bisiklet Gezisi”,  “Maviş Bisiklet”. Birde sadece hayali kurulan ama yapılmayan turlar ile ilgili bir kitap gördüm  “Bisiklet’le Hayal Turu”.

Şimdilik bisiklet turlarıyla ilgili en çok sorulan birkaç soruyu cevaplayıp, sorular geldikçe yazmaya devam edeceğim.

Yalnız mı bisiklet sürmeli, yoksa grup olarak mı?

Yalnız sürmenin de, grup halinde sürmenin de kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır.

Yalnız iseniz kimseye uymak zorunda değilsinizdir. İkide bir arkanıza ya da önünüze bakıp hız arttırmak ya da azaltmak zorunda kalmazsınız. Dilediğiniz anda su içmek ya da tuvalet için durursunuz. İnsanlar size kolayca yaklaşır, rahatça sohbet eder, yemeğini ya da yatağını kolayca paylaşır. Bazen de sıkılırsınız. Anlatacaklarınız içiniz de kalır. Coşkunuz içiniz de kalır. Yükünüzü ağırdır paylaşamazsınız. Ocağınızın, gazınızın, çadırınızın, bilgisayarınızın, fotoğraf makinenizin, kaleminizin, her şeyinizin olması gerekir. Ödünç alamazsınız. Ödünç veremezsiniz. Yaranızı kendiniz sararsınız. Kimsenin yarasını sarmayı düşünmezsiniz. Korkunuz daha fazladır. Sevinciniz daha az. Tek başlarına gökyüzünün en tepesinde süzülüp duran, avını arayan yırtıcı kuşlara benzer yalnız sürücüler. Özgür olan onlardır.

Grup neşelidir. Kendi kendilerine yeterler. Hele sevgili ya da eş ise birlikte pedal çevrilen nerede olursa olsun sıla özlemi çekmezler. Yöre insanına gereksinim duymazlar. Birisi yaklaşsa, soru sorsa aynı anda cevaplamaya kalkarlar ya da grubun lideri cevaplar soruları. Yöre insanıyla dilediğince konuşamazsın grup içinde, soru sormak için beklersin, kendini anlatmak için beklersin.  Nasıl olsa yanlarında arkadaşları, kardeşleri veya eşleri var diye korkusuzca hareket ederler. Sürü halinde uçan kuşlara benzerler, birbirlerini takip ederler, sürüye ayak uydurmak zorunda kalırlar.

Çadır kurulacak en iyi yer neresidir?

Şehre yakın küçük bir petrol ofisi en ideal yerdir. Güvenlik kameralarıyla sürekli izlendiğinden güvenlidir. Petrol çok pahalı bir ürün olduğundan petrol istasyonlarında çalışanlar güven duyabileceğiniz emin insanlardır. Tuvalet, su, sıcak su, bilgisayar ve telefon için şarj imkanı ve sizinle sohbet etmek isteyecek genç bir pompacı olmazsa olmazıdır petrol istasyonlarının. Eğer küçük bir petrol ofisi bulamaz iseniz bir restoranın bahçesinde, bir futbol sahasında ya da şehre yakın bir parkta çadır kurmayı deneyebilirsiniz.

Bisiklet ile günde ortalama ne kadar gidilebilir?

Uzun seyahatlerde çok büyük çoğunluk bir günde ortalama 80 ile 110 kilometre arasında pedal çevirmektedirler. Bisiklet sürülen mesafe genellikle yolun durumuna ve araziye göre günlük ortalama 64 ile 96 kilometreye kadar düşmektedir. Çakıl döşenmiş yada toprak bir yolda 55-80 kilometre bisiklet sürmek asfalt bir yolda 80-110 kilometre bisiklet sürmeye eştir. Yağmur, kar, dolu, rüzgar, nem gibi hava şartları da pedal çevirmemizi etkileyecektir.

Ne kadar aralıklarla mola verilmeli?

16 ile 24 kilometrede bir atıştırmak ve dinlenmek için mola verilmelidir. Uzun yolculuklarda haftada bir gün banyo yapmak, çamaşır yıkamak ve dinlenmek için bir otel veya pansiyonda kalınmalıdır.

Bisikletimi ne kadar yüklemeliyim?

Bisikletinizi mümkün olduğunca az yüklemeye çalışın. Bir bisiklet ortalama 15 kilogram yüklenir. Uyku tulumunuz, çadırınız, metiniz ve vücudunuzun ağırlığı da arka teker üzerinde olacağından yükünüzün %60’ını ön heybelere, %40’ını arka heybelere koyun.

Uncategorized içinde yayınlandı | 5 Yorum