Çek Cumhuriyeti

Gölbaşı – 11 Nisan 2017

çek cumhuriyeti2

Gölbaşına kurduğum çadırımdayım. Komşularım, türkülerden tanıdığım yeşilbaşlı ördekler ve allı turnalar. Kah göle karşı uçuyorlar, kah göle dalıyorlar türkülerdeki gibi. Sanki bizim ellere gidecek, yardan haber alıp gelecek, olmazsa kolundan tutup getirecek gibiler. Dertli ötüp derdimi deştiler ama olsun. İyi oldu. Arada dertlerin de deşilmesi lazım.

yeşil ördek çek

Ozanlarımız boşuna bu kuşları dürüstlüğün, sadakatin, vefanın, saflığın, sabrın, sevginin ve özgürlüğün simgesi saymamışlar.Ozanlarımızın görmeye alışık olduğu fakat modern dünyada yer bırakmadığımız bu kuşlarla birlikte olmak, bana buralarda nasip oldu.

çek cumhuriyeti 0

Hava kararana kadar türkülerle yaşadım. Hele göl kenarında kamp yapmama izin veren Çekoslovak çiftçi (kendisi Çek eşi Slovak) gölden tutulmuş taze balık tabağı ve iki birayı çadırıma bıraktı ki, değmeyin keyfime.

çek cumhuriyeti 6

Ama gece yarısından sonra türküler yerlerini göl canavarı masallarına ve kabuslara bıraktılar.

Van gölü kıyısında, Adilcevaz’da da kamp kurdum. Van gölü gibi değil bu göl. Hareketli. Suyun içinde ne olduğunu anlamadığım bir şeyler yüzüyor. Orijinalini gördüğüm zaman anladım, bizim Van Gölü canavarı çakmaymış. Taklit. Balığı olmayan gölün canavarı mı olurmuş.

çek 7.jpg

Çişimi tutamıyorum artık, cesaretimi topladım çıktım dışarı. Elimde fener. Gözle gözükür hiçbir şey yok etrafta. Çadırıma rahatlamış bir şekilde girdim. Uyudum.

Bu sefer kabuslar. Uzun yıllardır yalnız yatmaya alıştı; kabuslar yalnızlıktan yanımda kimsenin olmamasından değil. Bir şey çadırımın üzerine çullandı. Çığlık atarak uyandım. Rüzgardı muhtemelen. Yeniden uyudum uyumasına fakat on dakikada bir uyandım gün ağarana kadar.

Çek Cumhuriyeti 1

İlk defa bir ülkeden bir ülkeye pasaportumu göstermeden, elimi kolumu sallaya sallaya geçiyorum. Avrupa birliği içerisindeki gümrüklerde pasaporta gerek olmadığını duymuştum. Evet doğruymuş.

Euro’ya geçildiğini de duymuştum ama bu yanlışmış. Aç karnına girdiğim pastaneden elim boş çıkıyorum Çek Cumhuriyet’inde. Bizde olsa halimi gören pastaneci iki çöreğin parasını almaz bedava verirdi çörekler. Kız diretti Çek parası istedi. Ben susuzluğun ve açlığın etkisiyle, aptalca sanki kız oranın yabancısıymış gibi elimdeki Euro’ları göstererek Avrupa Birliği Euro’ya geçti ya diye direttim. Hala her ülke kendi parasını kullanıyormuş meğer, geçte olsa öğrendim.

çek cumhuriyeti 7

Allah’tan hemen yakınlarda bir banka buldum ve elli Euro’yu bozdurdum. Hesaplamak zor oluyor önce Euro’ya çevir sonra Türk Lirasına. Aç ve susuzum saten, hemen bir markete girdim ve su aldım. Elim boş çıktığım pastaneye girmeye utandığımdan başka bir pastaneye oturup kahve ve çöreklerle kahvaltımı yaptım.

Avrupa’nın bisikletçiler için en zor yanı su. Çeşme yok. Bahçedeki köpeklerden korkuna herhangi bir kapıyı çalıp elindeki matarayı da uzatamıyorsun. Ve evlerin bahçelerinde de insanları göremezsin ki seslenesin. İnsan niye sağa sola çeşme yapmaz anlamıyorum. İnsanlar musluk suyu içiyor ve pet suları da çok pahalı.

çek cumhuriyeti 4

Tuvaletleri söylemeye gerek yok sanırım. Avrupa’ya çıkacağınız turlarda bolca ıslak mendil almanızı öneririm. Su sadece el yıkamak için.

 

 

Uncategorized içinde yayınlandı | 2 Yorum

Dresden

ALMANYA

Dresden – 8 Nisan 2017

Olmadı. Ucuz ikinci el bir bisiklet bulamadım. Bildiğim üzere Decathlon mağazasına gittim.  İki saatten fazla mağazada kalıp, alabileceğim en uygun bisikleti alıp kredi kartımla ödedim. Fiyatı mı? Çok pahalı değil. Bir otomobilin bir yıllık sigortasından daha ucuz. Hafif bir yarış bisikleti.

dresden 5

Almanya’da mağazalar bizimkinden çok farklı. Bakkal yada büfe yok. Her şehrin kasabanın yanında birkaç büyük alış veriş merkezi var. Araba olmazsa olmaz. Mağazalar kesinlikle sokağa taşmıyor. Herkesin açma kapama saati belli. Pazar günü her yer kapalı. Haftada bir iki defa alış veriş yapıyorlar sanım. Günde üç defa ekmek için bakkala giden Türkiye’deki tanıdıklarımla karşılaştırırsak alışveriş için çok vakit harcamadıkları kesin.

dresden 6

Gaziantep’te evimin yanımdaki küçük bakkala bile günde iki defa ekmek fırınının arabası, bir defa cips toptancısı, bir defada dondurma toptancısı uğruyor, gerisini siz düşünün.  Küçük bakkallar ve büfeler olmayınca şehirlerin içinde gezen toptancı arabaları, ekmek arabaları, yoğurt ve su dağıtım araçları olmuyor.

Türkiye’deki Alman arkadaşlarımın niye bizim döneri beğenmediklerini şimdi anlıyorum. Bizim Türk dönerciler burada çökelek bile koyuyorlar döner. Öylede bir lezzetli oluyor ki anlatamam.

dresden 2

Bisikletçi arkadaşlar için bir uyarım olacak. Almanya’da istediğiniz yerde kamp kuramıyorsanız. Denedim. Bölge ormanlık dedim, kimse görmez zannettim ama çadırımı kurduktan sonra birileri gelip çadırımı toplayıp uzaklaşmamı söyledi. Bir saat önce kurduğum çadırı toplamak zorunda kaldım. Oldukça moral bozucu bir durumdu.

dresden 4

Akşam karanlığında bisiklet sürmek zorunda kaldım. İlk önce bir otel buldum dört yıldız, 120 Euro istedi resepsiyondaki kız tek kişilik bir oda için. Bu daha ikinci günümdü ve böyle giderse Türkiye’ye dönemezdim.  En yakın kamp yeri yirmi kilometre uzaktaymış. Taksi çağırsak 30 – 40 Euro’ya götürürmüş. Resepsiyondaki kıza teşekkür edip çıktım.

dresden 3

Çaresiz karanlıkta yola devam. Kamp yerine vardığımda saat gece on biri geçiyordu. Geçte olsa rica minnet kampa yerine girip çadırımı kurdum şükürler olsun.dresden 1.jpg

Günde yaklaşık yüz kilometre gitmeme rağmen bisiklet yollarına mecbur olduğumdan, yolum harita üzerindeki tahminimden kat kat fazla oldu. Bisiklet yolları insanların işlerine gidip gelmeleri için yapılmış, Almanya’dan Türkiye’ye giden tuhaf gezginler için değil tabi.

Birde yanlışlıklar girdiğim yollar yüzünden bazen Rolls-Royce’un Dahlewitz’deki uçak motoru fabrikasının park alanında, bazen de lüks bir golf sahasının içinde golf arabalarının arasında bisiklet sürdüm. Rolls-Royce’un fabrikasında çoğunluk işe bisikletle gelip gittiği için kimse çakmadı durumumu, beni de işe gelen giden biri gibi gördüler ama golf arabalarının arasında biraz gülünç durduğumu itiraf edeyim.

Dresden’e vardım, yatak bulmak zor oldu. Dikkat etiğiniz üzere yatak diyorum oda değil. Oysa ödediğim ücret Türkiye’de üç yıldızlı bir otelin oda fiyatı.İki ranzalı bir odadayım bu sefer. Oda arkadaşım Ekvatorlu. Avusturya’da Viyana Üniversitesinde yüksek lisans yapan bir biyolog.

dresden 9.jpg

Yer sıkıntısı kısa film festivali varmış. Sokaklar elinde içki şişeli gençlerle dolu. İnsanların yüzlerine bakarsanız nerede olduğunuzu kesinlikle anlayamazsınız. Siyahı, çekik gözlüsü, sarışını… Neredeyse her milletten insan sokaklarda içki içiyor. Arada Türkçe konuşmalar duyuyorum. Hele de kebapçılar; ister Türkiye’den, ister İran’dan isterse Azerbaycan’dan olsun tamamı Türkçe konuşuyor. Bu arada Alman polisinin işi de zor. İçki zaman zaman şişede durduğu gibi durmuyor. Kusanlar, ağlayanlar… Ben de durmuş en yakın hosteli soruyorum Alman polisine. Sabah kalktığımda gece olanlardan hiçbir şey kalmamıştı.

dresden 8

Türkiye’de olsa yabancıyım diye Polis mutlaka yardım ederdi. Olmadı bir arkadaşının evinde misafir ederdi. Alman polisi bilmiyormuşum gibi bana internetten baksana diyor. Ne yapsın? Hem polis olacaksın, hem de koca Dresden sokaklarında bu saatte arasan bir tane Alman bulamayacaksın. Hepsi yabancı.

En tuhafı neydi biliyor musunuz? Kalınabilecek en ucuz yerlerde kalmama rağmen Almanya’da en şaştığım şey elimi attığım her şeyin çalışıyor olması. Her lamba, her musluk çalışıyordu. Tuvaletler, yerler, yataklar, çarşaflar tertemizdi. Ne bitmiş bir tuvalet kağıdı, nede bir el sabunu gördüm.

Aşağıdaki fotoğrafta bir berber-kuaförün ( erkeklerde kadınlarda saçları için aynı yere gidiyorlar) bekleme salonu. dresden 7

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Turun Ardından

gün 2 (800x601)

Daha cesur, daha güçlü ve daha çağdaş bireyler yetiştirmek için önce bizlerin cesurca adımlar atmamız gerektiğini biliyordum. “Dünyada iyi insanların kötü insanlardan daha fazla olduğuna”  olan inancımla hayal bile edilemeyecek yerlerde bisiklet sürdüm ve insanların ekmeklerini paylaşıp onları gerçekten tanıdım. Gerçekten tanıdım diyorum çünkü uçakta Business Class da seyahat ederek insanları tanıyamazsınız. Bu arada elbette Hindistan’da insanların ekmeklerini paylaşmak, Pakistan’da bisiklet sürmek konusunda istisnalar oldu.

gun1 1 (800x626)

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğinin (TEMAD) değerli mensupları, hala görevde olan meslektaşlarım, çok kıymetli aileleri ve bisiklet gönüllüsü birkaç arkadaşımın görkemli uğurlamalarıyla Ankara’dan başladığım bisiklet turumu Pakistan Çin sınırında bitirdim. Marmara Bölgesi’nden Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, Türkiye’nin birçok yerinde çok keyifli bisiklet turlar yaptıktan sonra, başka ülkelerde de bisiklet sürmek, Ulu Önder Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” mesajını taşıyarak dünya barışına katkıda bulunmak istedim. Asya Turu aynı zamanda askeri yaşamdan sivil yaşama doğru içsel bir yolculuk oldu.

zahedan (800x598)

En çok yalnızlığımdan endişe etti dostlarım. Haklıydılar çünkü yalnız başına bir bisikletçi korunmasızdır. Fakat bunun bile birçok yararı vardır. Özellikle Müslümanlar için yolda korunmasız birine yardım etmek modern hayatın bize unutturduğu büyük bir sevaptır. Çoğu zaman inançlı insanlar kim olduğuma, nereden gelip nereye gittiğime bakmadan sadece Allah’ın buyruğunu yerine getirmek ve rızasını kazanmak için namaz kılar gibi, oruç tutar gibi bana yardım ettiler. Kadınlar erkek olduğuma aldırmadı, gençler babaları yaşında olduğuma aldırmadı, tanıştığım herkes beni yakın akrabaları gibi gördü. Korunmasız olduğumdan yalan söylemediler, kaçakçı kaçakçı olduğunu, hırsız hırsız olduğunu söyledi. İranlılar mollalar için, Pakistanlılar ve Hindistanlılar yöneticileri için hiç bir resmi ağızdan duyamayacağım şeyleri rahat rahat anlattılar.

HPIM292837

Tur başlangıcında ve tur boyunca özellikle yakın çevremden çok fazla olumsuz tepkiler aldım. Alışık olmadıkları şeyler görüyorlardı. Yaptıkları her işi şu ne der, bu ne der kaygısıyla yapan insanlardı. Rıza göstermediler. Ben daha bu turun başında şunu öğrendim “başkalarının göstereceği rızaya değil, yaptığınız işe odaklanmanız gerekiyor”.

D

Aslında araba sürmenin doğasında olmadığı gibi bisiklet sürmenin doğasında da tehlike yoktur. Buna rağmen turu iki kaza ile bitirdim. Birincisi İran’da, otoyolda bir otomobil arkadan çarptı; kolumdan ve bacağımdan yaralandım; maalesef bu kazanın otomobil sürücüsünden kaynaklanması hiç bir şeyi değiştirmedi, olan bana oldu. Yerinde ilk yardım malzemesi ile yardım yapıldı; Arka ve ön heybeler, mont, ayakkabı, eldiven, saat ve tayt zarar gördü. İkincisi ise Hindistan’da bir yayaya çarptım. Bu da benim hatamdı, Allah’tan adamın refleksleri o kadar iyiydi ki bisikleti tutarak benim ona çarpmamı ve benim yere düşmemi önledi.

DCIM101MEDIA

Pakistan ve Hindistan’daki sefaleti gördükten sonra harika bir ülkede yaşadığımın farkına vardım. Şimdi içten, canı gönülden inanarak söylüyorum ki “Türkiye cennet”. Tabii ki dizilerde gördüğümüz kadar da değil. Türkiye dışarıdan bir başka güzel gözüküyor. Ama İranlı ya da Pakistanlı bunu bilmiyor, hepimizi Boğaz manzaralı villalarda oturuyor, Ferrari sürüyor, çocuklarımızı okula özel şoförleriyle gönderiyoruz zannediyorlar. Olsun bizde yıllarca Amerikalıları Amerikan filmlerinden dolayı öyle zannetmedik mi?

gün1 1 (800x571)

Yollarda gördüğüm araçlardan da bahsedeceğim. Pakistanlılar ve Hindistanlılar araçlarını süslemek için gerçektende çok fazla uğraşıyorlar. Türkiye’de bir işyerinde makyajsız bir kadın görmek ne kadar mümkünse, Pakistan yollarında da süssüz bir kamyon görmek o kadar mümkün. Bazen arabaların süsleri işlerliklerinden öne geçiyor. Sanki yük ya da yolcu taşımak için değil de garaja park edilip seyredilmek için tasarlanmışlar hissi veriyor.

DCIM101MEDIA

Tur boyunca en çok karşılaştığım sorulardan bir tanesi “gün boyu tek başına bisiklet sürmek zor olmuyor mu?” sorusu oldu. Tıpkı iğne olan çocukların hemşirelere cevabını bile bile sordukları “iğne acıtacak mı?” sorusuna benziyor bu soru. Cevabı aslında “evet acıyacak” olmasına rağmen hemşireler “acıtmayacak, canın yanmayacak, hiç bir şey hissetmeyeceksin” gibi cevaplar verirler. İşte benim “zor oldu mu?” sorusuna verdiğim cevapta aynen buna benziyor. Çok kolay bir tur oldu, hiç bir şey hissetmedim.

huseyin (800x550)

Çok sorulan bir diğer soru da, (her şeyi para ile ölçmeye o kadar alışmışız) böylesi bir turun parasal değeriydi. Nereden ne kadar para kazanıyorum? Neye ne kadar para harcıyorum?

Öncelikle günde 80 ile 100 kilometre arasında pedal çevirmenin hiçbir parasal değeri yok. Şehirlerarası yollarda bisiklet ile seyahat ederken heyelan sebebiyle yola düşen kaya parçalarını yoldan kaldırmanın, arabaların çarpıp öylece bıraktığı köpekleri sürükleyip yoldan dışarı çıkarmanın, kamyonlardan düşen malzemeleri toplayıp yol dışına atmanın da parasal bir değeri yok. Aracı bozulmuş birine geçmiş olsun demenin, yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormanın parasal değeri yok. Blog yazmanın, çektiğiniz fotoğrafları sosyal paylaşım ağlarında paylaşmanın parasal değeri yok.

Bir sosyal paylaşım ağından yada bir forum sitesinden sizi davet eden birinin evinde kalmanın, yatağında yatmanın, banyosunu kullanmanın, pijamasını giymenin, çamaşırlarınızı yıkamalarının, çay, meyve, bisküvi, lokum vb… ikramlarının parasal bir değeri olmadığı gibi bisikletinizi beşinci yada üçüncü kata çıkarmalarının da hiç bir parasal değeri yok. Petrol istasyonların kurduğunuz çadır yerinin, tuvaletin, çayın, kablosuz internetin (nadiren oluyor), evde hazırlanıp gelen yemeğin (nadiren oluyor), hiç bir parasal değeri yok.

Uncategorized içinde yayınlandı | 7 Yorum

ANKARA

Besham’daki turist Oteli’nin müdürü Çin sınırındaki arkadaşlarını defalarca aradıktan ve her birinden aynı cevabı aldıktan sonra yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Afganistan’dan başka Çin’e karayolu yoktu. Üstelik Pakistan ve İran’da bana Afganistan’da bisiklet süremeyeceğimi öğretmişti.

DSCN0447 (721x800)

Döndüm ve Ankara’dayım. Facebook’tan olanları paylaştım, tur sonunda küçük bir video klip yapıp Youtube’tan paylaştım http://www.youtube.com/watch?v=8UYzasR7AqE. Benim ile ilgili Gazete ve dergilerde çıkan haberlerini paylaştım http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1116721&CategoryID=77  http://issuu.com/arkeogezi/docs/belge-2. Nedense ben Blogumu yazmayı Karakurum yolunda turu bıraktığım gibi öylece bıraktım. Ya başım öne eğildiğinden ya da Blogum tur ile özdeşleştiğinden yazmadım, yazamadım.

Neredeyse üç ay süren yorucu turun ardından bir hafta Gaziantep’te anne ve babamın yanında dinlendim. Gönüllerini almadan başladığım turun bitiminde gönüllerini aldım, yeniden ellerini öptüm.

Öne eğilen başımı kaldırdım, alınacak dersleri alım. Çin, Kafkasya ve Rusya şimdilik beklesin, ben gene Blog’umu yazmayı sürdüreceğim hem de dünyanın en güzel ülkesinden Türkiye’den.

Asya Turuna çıkıyorum dediğimde birçok insan sırtını döndü, ben durmadım devam ettim. Şimdi de turu bitiremediğim için birçok insanın bana sırtını döneceğini bile bile yazamaya devam edeceğim. Galiba ne yaparsanız yapın uzak yada yakın, kan bağı olsun ya da olmasın birileri size sırtını dönüyor. Olsun biz sırtını dönenlere değil de bizi kucaklayanlara bakalım.

Uncategorized içinde yayınlandı | 9 Yorum

Tur Bisikletçiliği

Tur Bisikletçiliği

Henüz deneyimli bir tur bisikletçisi olmasam da – en azından Asya Turu’ndan dönünceye kadar – Güneydoğu, Akdeniz, Trakya ve İç Anadolu bölgelerinde yaptığım turların fotoğraflarını gören ve tura çıkmak için can atan arkadaşlar tavsiyelerde bulunmamı istiyorlar. Henüz bisiklet turları ile ilgili yazan yazarlarımız ve dilimize çevrilen yabancı kitaplar olmayınca, az da olsa bu konuda katkıda bulunmak istedim.

Gene de emin olmak için bisiklet ile ilgili yazılmış kitaplara baktım. Nedense Türk toplumunun bisiklete olan bakışı kitaplarda da kendini gösteriyor. Modern ülkelerin tersine bizde bisiklet, toplumun tüm sağlıklı bireyleriyle değil de sadece çocuklarla özdeşleştiriliyor ve bisiklet ile ilgili çocuk öyküleri anlatılıyor. İşte birkaç örnek “Beyaz Bisiklet”, “Eski Bisiklet”, “Kırmızı Bisiklet”, “Koca Kulak’ın Bisikleti”, “Tonton ile Ponpon’un Bisiklet Gezisi”,  “Maviş Bisiklet”. Birde sadece hayali kurulan ama yapılmayan turlar ile ilgili bir kitap gördüm  “Bisiklet’le Hayal Turu”.

Şimdilik bisiklet turlarıyla ilgili en çok sorulan birkaç soruyu cevaplayıp, sorular geldikçe yazmaya devam edeceğim.

Yalnız mı bisiklet sürmeli, yoksa grup olarak mı?

Yalnız sürmenin de, grup halinde sürmenin de kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır.

Yalnız iseniz kimseye uymak zorunda değilsinizdir. İkide bir arkanıza ya da önünüze bakıp hız arttırmak ya da azaltmak zorunda kalmazsınız. Dilediğiniz anda su içmek ya da tuvalet için durursunuz. İnsanlar size kolayca yaklaşır, rahatça sohbet eder, yemeğini ya da yatağını kolayca paylaşır. Bazen de sıkılırsınız. Anlatacaklarınız içiniz de kalır. Coşkunuz içiniz de kalır. Yükünüzü ağırdır paylaşamazsınız. Ocağınızın, gazınızın, çadırınızın, bilgisayarınızın, fotoğraf makinenizin, kaleminizin, her şeyinizin olması gerekir. Ödünç alamazsınız. Ödünç veremezsiniz. Yaranızı kendiniz sararsınız. Kimsenin yarasını sarmayı düşünmezsiniz. Korkunuz daha fazladır. Sevinciniz daha az. Tek başlarına gökyüzünün en tepesinde süzülüp duran, avını arayan yırtıcı kuşlara benzer yalnız sürücüler. Özgür olan onlardır.

Grup neşelidir. Kendi kendilerine yeterler. Hele sevgili ya da eş ise birlikte pedal çevrilen nerede olursa olsun sıla özlemi çekmezler. Yöre insanına gereksinim duymazlar. Birisi yaklaşsa, soru sorsa aynı anda cevaplamaya kalkarlar ya da grubun lideri cevaplar soruları. Yöre insanıyla dilediğince konuşamazsın grup içinde, soru sormak için beklersin, kendini anlatmak için beklersin.  Nasıl olsa yanlarında arkadaşları, kardeşleri veya eşleri var diye korkusuzca hareket ederler. Sürü halinde uçan kuşlara benzerler, birbirlerini takip ederler, sürüye ayak uydurmak zorunda kalırlar.

Çadır kurulacak en iyi yer neresidir?

Şehre yakın küçük bir petrol ofisi en ideal yerdir. Güvenlik kameralarıyla sürekli izlendiğinden güvenlidir. Petrol çok pahalı bir ürün olduğundan petrol istasyonlarında çalışanlar güven duyabileceğiniz emin insanlardır. Tuvalet, su, sıcak su, bilgisayar ve telefon için şarj imkanı ve sizinle sohbet etmek isteyecek genç bir pompacı olmazsa olmazıdır petrol istasyonlarının. Eğer küçük bir petrol ofisi bulamaz iseniz bir restoranın bahçesinde, bir futbol sahasında ya da şehre yakın bir parkta çadır kurmayı deneyebilirsiniz.

Bisiklet ile günde ortalama ne kadar gidilebilir?

Uzun seyahatlerde çok büyük çoğunluk bir günde ortalama 80 ile 110 kilometre arasında pedal çevirmektedirler. Bisiklet sürülen mesafe genellikle yolun durumuna ve araziye göre günlük ortalama 64 ile 96 kilometreye kadar düşmektedir. Çakıl döşenmiş yada toprak bir yolda 55-80 kilometre bisiklet sürmek asfalt bir yolda 80-110 kilometre bisiklet sürmeye eştir. Yağmur, kar, dolu, rüzgar, nem gibi hava şartları da pedal çevirmemizi etkileyecektir.

Ne kadar aralıklarla mola verilmeli?

16 ile 24 kilometrede bir atıştırmak ve dinlenmek için mola verilmelidir. Uzun yolculuklarda haftada bir gün banyo yapmak, çamaşır yıkamak ve dinlenmek için bir otel veya pansiyonda kalınmalıdır.

Bisikletimi ne kadar yüklemeliyim?

Bisikletinizi mümkün olduğunca az yüklemeye çalışın. Bir bisiklet ortalama 15 kilogram yüklenir. Uyku tulumunuz, çadırınız, metiniz ve vücudunuzun ağırlığı da arka teker üzerinde olacağından yükünüzün %60’ını ön heybelere, %40’ını arka heybelere koyun.

Uncategorized içinde yayınlandı | 5 Yorum